Deprem Neden Sabaha Karşı Olur? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Depremler ve Toplumsal Cinsiyet İlişkisi: Neden Sabaha Karşı Daha Çok Görülür?
İstanbul’da yaşamak, her an depremle yüzleşme ihtimaliyle barış içinde olmak demek. Bu şehirde yaşayan her birey, günün birinde, sabaha karşı uykusunda depreme yakalanma korkusuyla baş başa kalır. Peki, bu tür doğa olayları neden çoğunlukla sabahın ilk saatlerinde gerçekleşir? Depremlerin saatini tam olarak belirlemek elbette imkansız. Ancak bu soru, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar ışığında oldukça anlamlı bir hal alabilir. Depremler sabaha karşı daha yoğun hissediliyor gibi görünse de, aslında bu durumun sebepleri derinlemesine toplumsal yapılarla bağlantılıdır.
Depremler zaman açısından çok rastgele olabilir, ancak afetin etkileri, toplumsal sınıf, cinsiyet ve yaşam koşulları gibi faktörlerle şekilleniyor. Toplumun farklı kesimlerinin deprem anında nasıl etkilendiğini anlamak için önce İstanbul gibi büyük şehirlerin farklı katmanlarında yaşadığımız yaşamları düşünmemiz gerek. Özellikle gece saatlerinde uyuyanlar, sabaha karşı depremi daha sert bir şekilde hissediyor. Yatarken daha savunmasız ve tükenmiş olan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar için bu durum ciddi bir tehdit haline gelebiliyor.
Depremlerde Kadınların ve Çocukların Deneyimi
Sokakta, özellikle toplu taşımada sıkça karşılaştığım sahneler, depremlerin sabah saatlerinde kadınlar üzerinde yarattığı etkileri daha açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Her sabah, işe gitmek için yola koyulurken, birçok kadın yorgun, endişeli ve tedirgin bir şekilde evlerinden çıkıyor. Gün boyu yaşadıkları stres ve baskı sabaha kadar vücutlarında birikirken, depremler bu gerilimi daha da derinleştiriyor.
Kadınlar, gece geç saatlerde evde yalnızken veya çocuklarıyla uyurken daha savunmasız bir durumda olabiliyor. Toplumsal normlar ve cinsiyet eşitsizliği, kadınların kendi güvenliklerini sağlamak adına gece uyandıklarında ya da depreme yakalandıklarında daha fazla zorlanmalarına neden olabilir. Örneğin, şiddetli bir deprem sonrası ilk refleks olarak dışarı çıkmaya çalışan bir kadının, özellikle gece saatlerinde, sokakta yalnız kalma korkusu daha ağır basıyor. Oysa erkeklerin sokakta yalnız kalma konusundaki kaygıları genellikle daha az olabiliyor. Bu durumda, depremin cinsiyetle ilişkili bir “toplumsal eşitsizlik” yarattığını söylemek mümkün.
Çeşitlilik ve Toplumsal Eşitsizlik: Zengin ve Fakir Arasındaki Farklar
Sabah saatlerinde gerçekleşen bir depremde, maddi durumu kötü olanların etkilenme oranı, varlıklı kesime göre daha yüksek olabiliyor. İstanbul gibi büyük şehirlerde, gece sabaha kadar çalışıp evine geç gelen, evde bir geceyi geçirebilecek güvenli alanı olmayan insanlar, daha çok riske giriyor. Geceleri sokakta kalmak zorunda olanlar, evinde sağlam bir duvarı, kapısı ve penceresi olmayanlar, sabaha karşı depreme yakalandıklarında hayatta kalma şansı daha düşük. Depremler, bu tür toplumsal eşitsizliklerin bir yansıması olarak, zengin ve fakir arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Çeşitli sınıflardan insanların yaşadığı bölgelerde, binaların dayanıklılığı, altyapının durumu ve insanlara sunulan sosyal hizmetler farklılık gösteriyor.
Bir tarafta, lüks sitelerde yaşayan, deprem güvenliği sağlanmış binalarda kalan insanlar, sabaha karşı güven içinde uyanabilirken, diğer tarafta ise gece boyunca barakalarda veya riskli binalarda kalan insanlar, daha büyük bir tehlikeye maruz kalıyor. Bu ayrım, sadece maddi durumla değil, aynı zamanda toplumsal yapıyla da ilişkilidir. İstanbul gibi büyük şehirlerde, varoşlarda yaşayanlar, sosyal olarak daha az güvenceli ve daha fazla riskle karşı karşıya kalabiliyorlar.
Deprem Sabaha Karşı Bize Neleri Hatırlatıyor?
İstanbul’da toplu taşıma kullanırken, bazen sabahın erken saatlerinde yaşadığım olaylar depremlerin toplumsal etkisini daha somut hale getiriyor. Mesela sabah 6:30’da işime gitmek için Taksim’e doğru yürürken, bir kadın yalnız başına yürüyordu. Belli ki geceyi sokakta geçirmişti. O anda, sabaha karşı depremin yarattığı kaygıyı hissedebiliyordum. Toplum olarak, deprem gibi felaketlere karşı herkesin eşit oranda hazırlıklı olmadığı gerçeği, gece vakti sokakta uyuyanların korku ve kaygısını daha derinleştiriyor.
Depremler, sabah saatlerinde toplumsal eşitsizliği ve cinsiyet temelli farklılıkları daha görünür kılıyor. Ancak bu görünürlük sadece afet anında değil, öncesinde ve sonrasında da devam ediyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin, gece vakti yaşanan güvenlik kaygılarının, sosyo-ekonomik statülerin etkisiyle depreme karşı nasıl bir savunmasızlık yarattığını daha iyi kavrayabiliyoruz. Sabahın erken saatlerinde, deprem anında yaşadığımız korku, aslında daha büyük bir toplumsal yapının yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Sonuç: Sabaha Karşı Depremler, Eşitlik ve Adalet Talepleri
Sonuç olarak, “Deprem neden sabaha karşı olur?” sorusunun cevabı, aslında depremden daha çok, toplumsal yapının eşitsizliğinde yatıyor. Sabah saatlerinde gerçekleşen depremler, özellikle kadınlar, yaşlılar, çocuklar ve sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı kesimler için daha yıkıcı olabiliyor. Bu durum, toplumsal cinsiyet ve eşitsizlik gibi faktörlerle birleşerek, afetlerin toplumsal etkilerini daha derinlemesine hissettiriyor.
İstanbul gibi büyük bir şehirde, toplumsal cinsiyet ve çeşitliliği göz önünde bulundurarak, depremler gibi büyük felaketlere karşı daha eşitlikçi ve adil bir hazırlık süreci oluşturmak önemli. Her birey, her toplumsal grup, depreme karşı eşit bir şekilde korunmalıdır. Bu, sabaha karşı bile olsa, güvenli bir uyku uyuma hakkına sahip olmak demektir.